Işığa Gitmek, Ölüm Ötesi Deneyimler "ÖÖD"
tarih 03 Ocak 2012, kategori Diğer, yazar Güneş Tan

Ölüm insanları sarsan bir deneyimdir. Ben bunu 24 yaşında babamın ölümün de daha iyi anlamıştım. Bu yüzden daha o zamanlardan beri bu konu ilgimi çekiyor ve bu alanda yapılan araştırmaları hassasiyetle takip ediyorum. Danışanlarımla olan çalışmalarımızda da ölüm ve yaşam dualitesi çok çıkıyor ve bilhassa ölüm korkusu insanların hayatını çok etkiliyor. Yaptığım araştırmalarda bu tür ilgi çekici deneyimlere sıkça rastlıyorum. Şimdi onlardan bazılarına sizde bir farkındalık penceresi açmak ve rahatlatmak için değinmek istiyorum…

Ölüm ötesi deneyimlerin verileri aşağıda liste halinde sıralanmıştır:
Beyin ölmüşken, anılar ve görüntülerin oluşması
Beden ölüyken, bedenin çok uzağında oluşan olaylara tanık olunması
Doğuştan kör olan kişilerin bedenleri klinik olarak ölmüş olmasına rağmen görebilmeleri
Çok küçük çocukların da yetişkinlerin gördüklerine benzer şeyler deneyimlemesi
Bu deneyimleri yaşayan insanların dramatik şekilde değişmesi
Binlerce bir birinden habersiz kişinin deneyiminde normal ötesi ortak özelliklerinin olması
Geri gelirken bilimsel buluşları da beraberlerinde getiriyor olmaları
İnsanların kesinlikle bedenlerini bıraktıklarına inanıyor olmaları
İnsanların grup halinde ölüp aynı ölüm ötesi deneyimi yaşayabiliyor olması
Bazı insanların ispat edilecek şekilde günlerce ölü kalıp, dirilmiş olmaları
Bazı insanların başarılı bir şekilde geleceği görüyor olmaları
Ölüm ötesi deneyimlerin binlerce yıldır yaşanıyor olması
Eski dinlerin de ölüm ötesi deneyimleri destekliyor olması
Bilimsel araştırmaların beden dışı deneyimleri destekliyor olması
Bedeni -60 derece dondurup kansız yapılan ameliyatta bile

ÖÖD yaşayıp, ameliyat sırasında yapılan her şeyi hastanın anlatabiliyor olması

ÖÖD yaşayan bazı kişilerin psişik yeteneklerinin fazlalaşması, bazılarına ise gelecekle ilgili olacak olan önemli olayların bildirilmiş olması ve hayata daha bağlı olup fazlasıyla anlayış, sevgi ve derin iç görü içinde olmaları ortak özellikler arasındadır. Din ayırımı yapmayıp bütün dinlerin aynı olduğuna inanmaları, ölüm korkusunun kalkması, alerjik durumlar oluşması, hızlı konuşma ve hızlı düşünme, başkalarıyla ve hayvanlarla bütünleşebilme yeteneği, zekâda fazlalaşma, duyuların hassasiyeti, hatta duyulan bir şeyin kokusunu hissetmek (müziğin kokusu gibi) durumlar gözlenmiş.

Ölüm ötesi Deneyim olaylarını derleyen Tıp doktorlarının her birinin elindeki vaka sayısı 20 yıl içinde, aşağı yukarı 300 ile 500 adet arasında. Toplam ÖÖD geçiren binlerce insan var dünyada. Her bir vaka diğerinden habersiz, farklı yerlerde yaşayan insanlar. Hollanda, İngiltere, Filipinler, Türkiye diye saymaya devam edebilirim ve Amerika'da birçok değişik eyalette olan vakalar mevcut ve anlatılanlar aşağı yukarı aynı. Doktorlara bildirilmeyen, onlardan tamamen ayrı olarak geçirdikleri deneyimi kitaba dökenler de cabası.

Çocuk ölüm ötesi deneyimleri

Dr. Melvin Morse bir nörobilimci ve (pediatrist) çocuk doktoru. 1980 yılından beri ölüm ötesi deneyimleri araştırıyor. Böbrek yetmezliğinden dolayı kalbi duran 8 yaşında kız çocuğu Chris için diyorki; "onun hikâyesine inanmadım ve elime dokunarak bana 'görürsünüz Dr. Morse, cennet çok eğlenceli' dedi" diye anlatıyor.

Chris cennette kalmak istediğini söylemiş ama İsa' ya benzeyen birisi, 'geri dönmen lazım çünkü bir erkek kardeşin doğacak, sen kardeşinin sağlık problemleri ile ilgili annene yardım edeceksin' demiş. Chris doktora bunu anlatırken, "kardeşimin probleminin ne olacagını bilmiyorum" dese de, yaşadığı deneyim ile ilgili çizdiği resimde kardeşini kalbi kocaman bir bebek olarak çizmiş ve daha sonra erkek kardeşi şiddetli kalp hastalığı ile doğmuş.

Dr. Morse, "çocuklar bana öldüğümüz zaman hala yaşıyor olduğumuzu öğretti" diyor.

İlk ölüm ötesi deneyim araştırması yaptığı çocuk havuzda boğulmuş ve kalbi 20 dakika çalışmamış. 3 gün komada kaldıktan sonra tamamen iyileşmiş. Çocuk cennete gittiğini söyleyince doktorumuz ona inanmamış ve halüsinasyon gördüğünü zannetmiş: "Bana, 'seni daha önce gördüm ben, sen benim boğazıma bir şey sokuyordun!' diye kızdı ve onu hayata döndürmeye çalışırken yaptığım başkaca hareketleri de söyledi. Mesela 'ilk önce acil odasında üstümde çalıştın sonra başka bir odaya götürdün beni ve sen de göreceksin başına geldiğinde, ben ölmedim ki hiç de ölü değildim, hala yaşıyordum. Bir parçam, ruh veya içimde bir şey hala yaşıyordu ve hiç ölmedi' dedi."

Dr. Morse, Seattle Çocuk Hastanesi'ndeki ekibi ile bu deneyimlerin bilimsel araştırmasını yapmış ve bunların gerçek olduğunu ispat etmişler. Gerçek olduğunu derken şu anlamda; ölüm anında gerçekleşen, halüsinasyon olmayan, hakikaten yaşanılmış olan, herhangi bir ilaçla oluşturulmayan veya beyine oksijenin az gitmesinden kaynaklanmayan veya ölüm korkusu psikolojisi ile oluşmayan deneyimler. "Bunlar ölüm deneyiminin gerçek bir parçası" diyor.

Dr. Morse, Japonya ve Afrika'daki ölüm ötesi deneyimleri araştırmak için yola çıktığında da, deneyimlerin ortak noktasının bu çocukların ölüm anında bilinçli oldukları ve bir çeşit Tanrı ile karşılaştıkları ve kendilerine yaşamı sevmekle ilgili dersler öğretildiğini farketmiş. Işığa dokunan bu çocuklara göre, yaşam sevmek ve sevilmeyi öğrenmekle ilgili. Yani öldüğümüzde yaşamakla ilgili şeyler öğreniyoruz. Araştırmadaki çocuklar; "öyle bir dünyaya girdik ki, birdenbire olmuş ve olacak olan her şeyi bildiyorduk. Bu ölmenin dünyasında zaman ve uzay yok, sadece sevgi ve bilgi var" diyorlarmış.

Ölüm ötesi deneyimlerin bilimsel araştırmaları

Doktorlar: Van Lommel W, Van Wee R, MeyersV, Fifferich I

Araştırmanın adı: Kalp krizinden hayata dönenlerin ölüm ötesi deneyimleri. Hollanda’da yapılmış olan bu çalışma, Profesör Pim Van Lommel başkanlığında gerçekleştirilmiş. Araştırma 10 Hollanda hastanesinde yürütülmüş ve 344 kalp krizi vakası incelenmiş. Hastaların ortak bir yönü varmış: Hepsi geçirdikleri kalp krizi sonrası klinik olarak ölmüşler. Ne nabızları atıyor, ne nefes alıyorlar, ne de beyinleri herhangi bir faaliyet gösterebiliyor. bitenleri görüp, birebir doğru bir şekilde anlatabilmeleri. *http://www.nderf.org/vonlommel_consciousness.htm

Kalp krizi sırasında rapor edilmiş deneyimlenmiş olan farkındalık ifadelerini temel alarak elde ettiğimiz genel düşünceye göre; farkındalığımız, dalgalardan oluşan temel bilgi alanlarına dayanıyor ve evre-uzaydan kaynaklandığı sonucuna varılabilir.

Kalp krizi sırasında, beyinin ve bedenimizdeki başka hücrelerin çalışması durur. Nöronlarımızın ve başkaca hücrelerimizin elektro manyetik alanları ve tınlama olasılığı yok olur ve farkındalık ile fiziksel bedenin arasındaki ara yüzeyin bağlantısı kesilir.

Bu tarz farkındalıklar insanın ölümle ilgili düşüncelerini değiştiriyor. Fiziksel ölüm anında, görünmez materyal olmayan bir dünyada hala deneyim yaşıyorsunuz. Geçmiş, şu an ve geleceğin aynı anda yaşandığını hissediyorsunuz. ÖÖD araştırması bize bu neticenin bilimsel kanıtını veremez çünkü bu deneyimi yaşayan insanlar tamamen ölmüyor ama işlevini yitirmiş bir beyin ile ölüme çok aşırı yakın oluyor.

Doktorların Ölüm Ötesi Deneyimi

*www.near-death.com/atwater.html

M.H. Atwater 3 kez ölüm ötesi deneyimi geçirmiş olan bir doktordur. Bayan Atwater, kendi yaşadığı ölüm ötesi deneyimlerden sonra, "herkesin birbirine bağlı olduğunu ve birbirini etkilediğini biliyorsun çünkü hepimiz diğerinin parçasıyız ve yaratılan her şey birbirini etkiliyor. İç içe örülmüş bir sepet gibi. Hepimizin önemi var ve bunu anlayıp uyanmamız ve ona göre davranmamız gerek. Bunu sadece bilmek yetmiyor, bir şekilde ifade etmemiz, harekete geçirmemiz lazım!" diyor.

Joyce Hawkes, bir hücre biyoloğu profesörü. Hayatını ebediyen değiştiren bir kaza geçirmiş ve bilim ile ilgili bakış açısı değişmiş. Kafasına düşen bir pencereden dolayı beyin sarsıntısı geçirmiş: "Sanırım bir parçam – özüm, ruhum – bedenimi bıraktı ve başka bir realiteye gitti" diyor. Yaşadığı deneyim onu şaşırtmış. "Bilim adamı olarak yaşadığım değerlerin parçası değsildi, bedenden değişik başka bir şeye sahip olmak duygusu" diye hatırlıyor Hawkes . "Bedenden farklı bir farkındalık ve bu şahane iyileştirici, huzurlu, besleyici yer".

Ateist nöropsikiyatris 3 gün ölü kaldı

En ilginç başka bir vaka ise 3 gün ölü olarak morgda kalan ateist (Rus) nöropsikiyatris George Rodonaia (George 2005 yılının sonunda gerçekten vefat etti ve öbür tarafa geçti).

Geçirdiği ölüm ötesi deneyimde 3 gün ölü kalmış olmasına rağmen beyninde hiçbir hasar olmamış. George Rodonaia ölüm ötesi deneyiminden o kadar etkilenmiş ki, sonrasında din psikolojisi üzerine doktora yapıp, hatta doktorluğu bırakıp rahip olmuş. George Rodonaia1976'da araba çarpması sonucu derhal ölmüş ve morgda 3 gün kalmış. Doktorun biri, otopsi yapmak üzere karnını kesmeye kalkınca gözleri birden açılmış ve yoğun bakıma alınmış. 9 ay yoğun bakımda kalmış. Ateist Rodonaia ölüme yakın deneyimden sonra tamamen değişip 1989 yılında Rusya'dan Amerika' ya taşınmış. Amerikada, Nederland, Texas da St Paul Methodist Kilisesi'nde rahiplik yapan doktorun 2005 yılında vefat ettiği haberi mail ile bana ulaştı. Unutmadan; George Rodonaia’ya 'hangi din?' diye sorduklarında, 'hiçbiri, sadece bilgi ve sevgi önemli' diyordu.

28 saat ölü kaldı

ABD’li Danion Brinkley ise yıldırım çarpması sonucu, 28 saat ölü kaldı.

1975 yılının Eylül ayında 25 yaşındaki Danion, Güney Amerika dönüşü ailesinin yanına gitmiş. Bunu duyan tüm tanıdıkları gün boyunca onu "hoş geldin" diye telefon yağmuruna tutmuş: "Tam yemege oturmuştum ki, yine telefon ısrarla çaldı ve yatak odasına gidip telefonu kaldırdım. O günden sonra buna Allah'tan gelen telefon diye bahsediyorum. Çünkü beni neyin çarptığını anlamadım. Kulakları sağır edici bir yıldırım sesi ile, kafamın yanında büyük bir acı hissettim. Tüm bedenim tavana atıldı ve bir an havada kaldı, sonra inanılmaz bir güç ile tekrar yatağa fırlatıldı. Yatak kırıldı, bedenim içten dışa yanıyor gibi hissediyordum. Damarlarım alev almıştı ve bedenimin her bir karesi muazzam bir acı ile kaplıydı"” diye anlatıyor. Sonra yanına kız arkadaşının geldiğini ama onu yukardan seyretiğini, bedeninin ise yatağın üstünde olduğunu, bedeninin dışında olduğunu da o an fark ettiğini anlatıyor. Hastaneye ambulansla giderken bedeninin yanında oturmuş ve kendine baktıgında kendini bundan daha yakışıklı sandığını düşünmüş. Doktorlar ona kalbini tekrar çalıştırmak için ne gerekiyorsa yapmışlar ama başaramamışlar.

Sonra ailesine öldüğünü söylemişler. O ise tüm buların hepsini seyretmiş. Bedenini hastabakıcılar morga hazırlarken hayatının en inanılmaz macerasına çıkmış. "Öldüğümden tam emin değildim ve bu bana olan ne ise, yoğun fiziksel ağrımın olmamasına şükrediyordum. Kendimi efor sarfetmeden ilerlediğim bir tünelin içinde buldum. Etrafımda çan sesleri duyuyordum. İlerde bir ışık görüyordum. Yaklaştıkça ışık daha da parlaklaşıyordu. Kendimi ışığın içinde buldum ve güçlü bir varlığı yanımda hissettim. Bu varlık, bugüne kadar bilmediğim yoğun koşulsuz sevgi ve yargısız şevkat yayıyordu. Birden ve hayatımda ilk kez bedenimin agırlığı olmadan saf ruh olduğumu hissettim. Ellerime baktım ve içinden ışık dansederek geçerken floresan görünüyordu. Yukarı ve aşagı baktığımda benim gibi görünen varlıklar farkettim. Bazıları daha yüksek titreşim içindeydi ve bazıları daha alçak. O güçlü varlık beni sarmaladı ve ben hayatımı tekrar yaşamaya başladım.

Her bir olayı tek tek deneyimledim ama bu panaromik bir şekilde yaşamımı gözden geçirmekti. Hayatımı ikinci şahıs açısından seyrettim. Bunu deneyimledikçe hem bendim, hem de etkileşim içinde oldugum kişilerdim. Bu iş bittiginde hiçbir yargılanma, ceza ya da tenkit hissetmedim. Bir tek ben kendimi yargıladım. Bana, başkalarına verdiğim üzüntü, acı ve mutluluğu birebir deneyimleme, bilme fırsatı verilmişti. Farkettim ki, çoğunlukla son derece bencil bir şekilde davranmıştım. Kalbim utanç ve pişmanlıkla doldu. Bu deneyimimden sonra yanımdaki varlık telepatik olarak bana şunları aktardı: "Senin kim olduğun Tanrı'ının yarattığı farktır, bu fark ise sevgidir."

Varlık benden uzaklaştı, ben kendimi daha hafiflemiş hissettim. İçimdeki acı ve suçluluk azaldı ve anladım ki dünyada yapmam gerekenler bana göteriliyordu, tatlı bir şekilde yönlendiriliyordum. Yaşamımı gözden geçirerek hayatımı nasıl düzeltebilecegim anlatıldı ve sevgi ile dünyada nasıl fark yaratacagım gösterildi. Daha sonra insanların çok güçlü ruhlar oldukları ve dünyada iyilik yaratmak için yaratıldıkları ve bu iyiliğin küçük iyi davranışlarla başladığını söylediler.

Varlık beni kristal bir şehre götürdü. Burada 13 ışık varlığı ile daha tanıştım ve onlar yanımdaki varlıktan daha güçlü ve yüksek duruyorlardı. Her biri bir gücü yayıyordu mesela biri güç, diğeri bilgelik vs. Kristal bir podyumun arkasında sırada duruyorlardı. Tek tek karşıma geldiler ve bunu yaptıklarında göğüslerinden bir kutu çıkıyordu ve vizyonlar gösteriliyordu. İlk başta anlamak zor geldi ama yıllar içinde gösterilenlerin gerçekleşmesi şaşırtıcı. 100’den fazla olay gördüm ve varlıklar bana 'geri dön ve dünyada stres rahatlatıcı merkezler kur’ dediler ama ben geri dönmek istemiyordum. O harika yerden ayrılmak istemiyordum, üzüldüm. Fazla düşünemeden kendimi hastanenin koridorunda buldum ve sonra da bedenime girdim. Ondan sonra yaşamak, iyileşmek için savaş verdim. Bedenim hasar görmüştü; iç organlarım, kalbim zayıflamıştı, sevdiklerimin yüzünü hatırlayabilmem için bile zaman geçmesi gerekti.

Dr. Raymond Moody ile 1976 yılında tanışıncaya kadar parçaları tam bir araya getirememiştim. Dr. Moody yıllardır bu fenomeni araştırıyordu. Onun çok kapsamlı araştırma dataları olmasa, ben hayatımı acı içinde geçirebilirdim çünkü cennetimden mahrum bırakıldığımı hissediyordum, kafa karışıklığı ve kızgınlık vardı içimde. Bundan bir süre sonra iki tane daha ölüm ötesi deneyim geçirdim. Yaşamla ve sonrası ile ilgili inanılmaz bir bilgiye sahip oldum. Yaşam bize verilebilecek en değerli hediye ve tek bir saniyesini bile hafife almamak, azımsamamak gerekiyor"diyor.

ÖÖD' yi ispat eden anlatılan özel durumlar da var. Mesela Maria adında bir kadın ruhu bedeninden çıkıp, yukarı doğru yükselirken, binanın dışına çıktığında, binanın damında bir spor ayakkabı gördüğünü, ayakkabının bağcıklarından birinin tabanın altına sıkıştığını, burnunun ise aşınmış olduğunu anlatmış. Araştırılınca ayakkabı bulunmuş ve verilen detayın ancak binanın üstünden, kuşbakışı bakıldığında görülebileceği anlaşılmış.

Bir başka olayda ise, adamın kalbi durduktan sonra, yani klinik olarak ölü durumdayken odaya elektro şok cihazı ile giren bir hemşire, hastanın ağzından takma dişlerini çıkarıp, elektro şok cihazının çekmecesine koymuş. Hastanın kalbi tekrar çalıştırıldıktan sonra, kendine geldiğinde Jane hemşireyi çağırmalarını istemiş ve ona; "elektro şok cihazının 2’inci çekmecesinden benim dişlerimi alıp, bana geri verir misin?" demiş. Hemşire şaşkın bir şekilde, " sen nerden biliyorsun oraya koyduğumu?" diye sorunca, "ben yukardan yaptığınız her şeyi seyrettim" demiş.

En şaşırtıcı ve inandırıcı ÖÖD

ÖÖD'leri çürütmeye çalışan en önemli tez ise bazı kuşkucu doktorların, 'kalp durabilir ama beyinde hala kan olduğu için ölümden hemen önce, belki beyinde bir takım kimyevi maddeler salgılanmış olabilir, bundan dolayı halüsinasyon görülüyor olabilir (hayal görülebilir)' iddiası. Bu tezin ise hiç de doğru olmadığını ispat eden, doktorları ve uzmanları şaşırtan çok özel olan bir vaka var:

Kardiyalog Dr. Micheal Sabom, bu vakayla karşılaştığında gerçekten etkilenmiş çünkü diyor ki; "eğer bir laboratuar araştırması yapmak isteseniz ve onu ölüme en yakın olabilecek duruma getirmek hatta ölümün içine sokmak ve sonra onu geri getirip ne hatırladığını sormak isteseniz, Pam Reynold’un durumu buna en uygun olabilecek vakadır!"

Şu an 50 yaşında olan, müzisyen ve bestekâr, Atlantalı Pam Reynolds 1991'de 35 yaşındayken çok hastalandı. Konuşma zorluğu, vücut hareketlerinde bozukluk, baş dönmesi hissediyordu. Doktorlar beyninin çok özel bir yerinde çok kötü bir anevrizma olduğunu teşhis etmişlerdi. Beynin alt kısmında, tam temelinde dev boyutta damar anevrizması bulmuşlardı. Beynin tabanındaki büyük damarın duvarındaki zayıflık, kandan bir baloncuk oluşmasına neden olmuştu. Doktorlar, balonun bulunduğu yerden dolayı, bilinen ameliyat teknikleri kullanılamadığını söylemiş ve yapacak bir şey olmadığını, böyle idare etmesi gerektiğini kendisine bildirmişlerdi.

Pam duyduklarına rağmen pes etmemiş ve yaptığı araştırmalarla bu tip vakalar için özel bir ameliyat sistemi uygulanılan Phoenix’deki Barrow Nüroloji Enstitüsü’nün Başkanı Dr.Robert Spetzler’le temasa geçmiş. Doktor, ”standstill” adı verilen bir ameliyat uygulamasının öncülerindenmiş. Pam'ın beyninde bulunan baloncuğu ameliyat edebilmek için, vücut ısısı -10 ile -18 santigrat dereceye indirilip, kalbi ve nefes alması durdurulmuş ve böylece beynin elektrik dalgaları tamamen sona ermiş, beynindeki kan boşaltılmış. Ameliyat boyunca 10 saat klinik olarak ölü kalmış. Dr. Spetzler diyor ki, "bu ameliyatta biz beyni durdurmak istiyoruz, sadece uykuya sokmak değil, metabolik hareketin durmasını istiyoruz. Hastaya bir ilaç veriliyor. Bu beynin metabolizmasını gerçekten kesiyor ve bu ilacın tüm beyin dalgalarını yok etme gücü var. Pam'ın beyni tamamen durduruldu, her bir işlevi tamamen yok oldu, gerçekten hiçbir ölçülebilir nöral aktivite kalmadı. Bu, onun hiç bir düşünce veya anıyı oluşturamamasını sağlıyor. Vücut ısısı -18 derece santigrata iniyor, bedeninde veya beyninde akan hiçbir kan yok. Bu durumu oluşturduktan sonra, birçok işlem yapılıyor, gözler bantlanıyor, kulakların içine beyni kontrol etmek için bir alet yerleştiriliyor" diye izah ediyor doktor.

Pam, "ben ameliyat odasını hatırlamıyorum. Dr. Spetzler'ı gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Onun yardımcılarından biri benimleydi, ondan sonra hiçbirşey hatırlamıyorum, ta ki o sese kadar. Ses hoş değildi, sanki bir dişçinin ofisindeymişim gibiydi. Kafamın tepesinin karıncalandığını hatırlıyorum ve sonra birden kafamın tepesinden bir patlamayla çıktım. O durumda aşağıdaki bedenime bakıyordum. Onun benim bedenim olduğunu biliyordum ama umrumda değildi. Doktorun adeta omzunda oturuyor gibiydim. Elindeki aleti hatırlıyorum, elektrikli diş fırçama benziyordu. Bben kafatasımı bir testere ile açacaklarını zannediyordum, testere terimini duymuştum onlar konuşurken. Ama gördüğüm testereden ziyade bir matkaba benziyordu, hatta babamın alet çantasına benzeyen bir çantada tutulan uçları vardı. Açık seçik bir şekilde bir kadının ‘problemimiz var, damarı çok küçük’ dediğini, doktorun ise 'öbür tarafı dene' diye cevap verdiğini hatırlıyorum. Beyindeki kanı boşaltmak için damara girmişlerdi ve ben bunu anlayamamıştım."

Dr. Spetzler, "ameliyatın bu aşamasında hiç kimse yaşadıklarını duyamaz ve gözlemleyemez. Ben bunu akıl almaz buluyorum. Bir de kulaklarında ses çıkaran aletler vardı, konuşulanları normal kulak yolları ile duyması mkansızdı zaten" diyor.

Pam, "yanımda birinin varlığını hissettim ve bakmak için döndüm. O zaman iğne ucu büyüklüğündeki ışığı gördüm, ışık beni çekmeye başladı, çekilmenin fiziksel bir hissi vardı. Biliyorum bu çok tuhaf gelecek ama bunu yaşadım, sanki bir tepenin üstünden çok hızlı geçmek gibi karnımda hissetiğim fiziksel bir histi. Işığa yaklaştıkça farklı şekiller fark etmeye başladım. Farklı insanların sesini ve belirli bir şekilde anneannemin beni çağırdığını duydum, kendimi çok iyi hissettim. Ölmüş bir amcamı gördüm, birçok tanıdığım insanı ve tanımadığım insanı gördüm ama onlarla bir şekilde ilgili olduğumu biliyordum. Hatta onlara

Tanrı ışık mı diye sordum, cevap 'hayır Tanrı ışık değil, ışık Tanrı nefes aldığında oluşandır' denildi. Açıkçesı ben Tanrının nefesinin içinde duruyorum diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Bir ara geri dönmem gerektiği hatırlatıldı bana ama ben orayı gittikçe daha çok sevdim ve amcam beni bedenime geri getirdi. Ama bedenin yanına geldiğimde ona baktım ve kesin bir şekilde onun içine girmek istemedim çünkü iyi görünmüyordu, cansız duruyordu ve biliyordum ki acı hissedecektim. Amcam mantıklı bir şekilde beni ikna etmeye çalıştı, 'bu aynı havuza atlamaya benziyor, sadece atla içine' dedi. Yok, olmaz dedim. 'ya çocukların?' diye sordu bana. Ben sırarla çocuklarıma bir şey olmayacağını söyledim. Sonunda amcam 'tatlım gitmen lazım!' diye yineledi ve o beni itti bedenime doğru ve içine girince bedenim irkildi. Bunun üstünden çok uzun zaman geçti, sanırım onu artık bu yaptığından dolayı affedebilirim."

Dr. Micheal Sabom, "bu klasik bir ölüm ötesi deneyimi. Üstelik de aşırı yoğun tıbbi takip altında olan, her bilinen yaşam belirtisinin, tüm klinik yaşam ve ölüm belirtilerinin takip edildigi bir vaka ve bunlar, Pam’ın vakasını bizim için olağanüstü ender ve özel kılıyor" sözleriyle yaşanan deneyimin bilimsel değerini özetliyor.

Dr. Spetzler ise, "beyinle ilgili bildiklerimizi düşünürsek bu bana hayret verici ve anlaşılmaz geldi. Beyin dalga hareketleri olmadan beynin bilgiyi alıp içselleştirmesi ve anıyı tutması benim için anlaşılmaz. Benim bunun için bir açıklamam yok, onun fizyolojik durumunu göze alırsak, bunun oluşmasının mümkün değilmiş gibi durabilir. Ama bir şeyin nasıl olduğunu açıklayamıyoruz diye onun olamayacağını iddia etmek, egoistligin en üst boyutu olur!" diyor.

Dr. Sam Parnia’nın araştırması

İngiliz bir bilim adamı olan Sam Parnia, kalp krizi geçiren hastaları inceliyor ve beyin işlevleri durduktan sonra, yani hasta ölü haldeyken bilincin devam ettiğine dair kanıtlar bulduğunu söylüyor. Parnia ve çalışma arkadaşları 3.500 kişiden fazla insanın klinik olarak ölü kabul edildiği süre içinde, berrak ve seri anıları olduğunu keşfettiler. Hastaların bir çoğu delirdiginin düşünüleceği endişesi ile yaşadıkları deneyimi paylaşmaya çok da yanaşmak istememiş.

Körlerin ÖÖD deneyimleri

Vicki Noratuk

1947 ve 52 yılları arasında 50,000 babek yeni geliştirilmiş olan küvözde verilen fazla oksijenden kör oldu. 1950 de Vicki Noratuk doğduğunda 22 haftalık bir bebekti ve onu yeni geliştirilmiş olan küvözleerden birine koydular. O zamandan beri hiç ışık, gölge ve hiçbirşey görmediğini sölüyor çünkü gözlerdeki optik sinirler tahrip olmuş. Rüyalarını uyanıkken ne deneyimliyorsa onları hissettiğini, hiç görsel veri olmadığını başkaca duyular mesela dokunmak ve ses gibi deneyimlediğini anlatıyor.

Ama ben sizin gibi gördüm, iki kez nerdeyse öldüğümde hayatımda ilk kez gördüm. Bedenimdem çıktım ve gördüm diyor ve ikinci Ölüm ötesi deneyimini paylaşıyor.

İkinci ölüm ötesi deneyiminde 1973'te bir restorantta şarkıcı olarak çalışırken birileri ile eve dönerken araba kazası geçirmiş. Sersemlemiş ve yönünü kaybetmiş bir şekilde, agızından çıkarak bedenini bıraktığını hissetmiş. Zaman uzatılmış ve gerilmiş gibiydi diyor. Havaya yükseliyordum sokakların üstüne ve kafam karışmıştı. Kısa süreliğine bedenimi gördüm sonra geri geldim bu bir şey unuttuğunda evine geri gelmek gibi bir şey diye anlatıyor.

Acildeki ilk farkındalığım yukarda tavana çok yakın olduğum idi, tekrar görebiliyordum ve tüm bu ölüm ötesi deneyimimde görmenin verdiği şaşkınlık durumundaydım. Hatta bana o kadar yabancıydıki bununla baş etmek için sürekli bir karışıklık yaşıyordum. Bunu anlamadıgınız ama daha fazlasını duymak için sızlandığınız bir yabancı lisana benzetebilirsiniz. Benim altımda bir sedyede bir beden vardı ve bunun ben olduğumdan emin değildim , şok ve korku içindeydim. Saç boyu benimki gibiydi ama çoğunluğu traş edilmişti. Bu mantıklı değildi çok zamanımı almıştı onu uzatmak ve saçıma aşıktım! Sanki çok öenmli bir parçamı kaybetmek gibiydi.

Bir erkek sesi duydum ve sol kulak zarında kan var ve beklide duyamadığımı söylediğini duydum. Ben sagır değilim, ben sağır degilim diye ona bagırıyordum. Bei duymuyormusunuz? Ben buradayım! Sonra ekipteki bir bayan ne kadar beyin hasarı var bilmiyoruz ve bitkisel hayatta olabilir dedi. Bu sefer ona bagırdım ben bitkisel hayatta değilim, o kadar kızgın ve sinirliydim ki tüm gücümle bagırıyordum ve sanki ben yoktum.Oradan çekip gitmek istedim ve hemen düşüncelerime bir cevap gibi yukarıya çekildim tavanın hastanenin içinden geçtim yukarı boşluğun içine. Işıklar gördüm onların ne olduğunu bilmiyordum ama umrumda degildi çünkü kendimi çok özgür hissettim. Uzakta çok güzel bir ses duydum rüzgârgülü gibiydi. Onda hayal edebileceğin her bir nota vardı, en düşüğünden en yükseğine hepsi bir birinin içine uyum içinde geçmiş. Bir müzisyen olarak çok etkiledi beni. O kadar çok var olabileceğini bile bilmediğim değiik nota vardı ki şaşkına döndüm.

Kafa önde koyu bir tünelin içine çekildim, Rüzgar tarafından çekildim büyüyen uzak bir ışıga doğru. Tüp konforlu bir şekilde genişti. Arada tüpün yanlarında bulunan açıklıklardan geçtim. Buralardan başka varlıkların önümden veya arkamdan paralel tüplerden yukları dogru gittigini görebiliyordum. Onlarda aynı şaşkınlığı ifade ediyor gibiydiler.İçimde tüm varlığımı kaplayan bir sıcaklık hissettim.

Tünelin sonuna yaklaşınca ışık parlaklaştı. Tam sonuna ulaşmadan önce insanların sarkı söylediğini duyabiliyordum. Bunlar hep övgü ve kutlama şarkılarıydı. Tüpten çıkışımı parlak bir yaz günü yeşil çimlerin üstüne yuvarlanmak olarak anlatabilirsiniz. Burası bir yaz ülkesi sahnesinde agaçlar ve binlerce şarkı söyleyen insanlar, gülüyor ve konuşuyor. Her yerde değişik türde çiçekler ve hala hatırlıyabildiğim yasemin kokusuna benzer bir koku. Gördüğüm çiçekler ve kuşların etrafında ışık vardı. Bazısında digerlerinden daha fazla ışık vardı. Uzakta kocaman bir kapı parlıyordu ve bu benim görüş alanımdaki en parlak şeydi. Sonra sağ taraftan Debby ve Diane’ın bana doğru geldiğini gördüm ve Bay ve bayan Zilk’in soldan geldigini gördüm. Debby ve Diane’e çok yakındım Oregon daki devlet körler okulunda. Debby ben 10 yaşındayken ölmüştü. Diane ise odamın yan tarafındaki küvette bogulmuştu. Her ikiside okuldaki diger çocuklar tarafından dışlanmıştı.

Zamanın hiçbir anlam taşımadığı bir yerde bir an gediki her şeyi biliyordum ve her şey anlaşılı oldu. Sanki burası hayat, gezegenler, Tanrı, ve her şey hakkında var olan sorularıma cevap bulabilecegim yerdi. Birden sezgisel olarak matematigi vebilimi anlıyordum ve ben matematik ile bilim hakkında hiç bir şey bilmem. Şimdi anlıyordum lisan önemsiz oldu hepsini biliyordum. Sormadan merak ettiğim şeylerin cevabı geliyordu.

Debbie ve Diane yaklaştıkça artık dokunabileceğim kadar yakındılar, geçemiyecegim bir sınır hissettim. Ondan sonra İsa göründü onun ışıgı tüm görüş alanımı kapladı.Sag elini bana doğru kaldırdı ve kesin bir şekilde hayır dedi. Bu birinin geri dönüşü olmayan bir yola girmeni engellemesi gibiydi. Yüzü iyilik dolu ve güçlüydü.Sakalı vardı ve saçları uzundu. Uzun elbisesinin gögüsü açık ve belindede bir kurdele kuşak vardı. Ben birşekil tarif ediyorum ama ondan yayılan ışık o kadar güçlüydüki bu hepsini kapatıyordu. Bir parçam bu ışıga yakın olmaya dayanamıyordu ama yinede dayanıyordum. Bu sanki ışık onun bedeninden yayılıyordu çünkü o ondan oluşmuştu. Debby ve Diane de ışık saçıyordu ama İsa nınki tamamen etrafına saçılıyordu bilhassa kafasının etrafında. Gözleri deliciydi ama ona ragmen yumşaktı. Gözlerimi kaçırmak istiyordum ama yapamıyordum . O benimle ilgili her şeyi görüyordu benim bilebilecegimden ve görebilecegimden çok fazlasını biliyordu. Bir şekilde korkutucuydu bu derece her şeyinin bilinmesi açıga çıkması ama buna ragmen de kabul görüp sevilmek. Ben bunun bir parçası olmak istiyordum. Bu aynen aşık insanların şarkılarına benziyordu bir parçaları kaçmak iter bir parçaları istemez.

Merhaba dedi ve kucakladı beni. Ondan hiçbir zaman uzak olmak istemiyordum hiçbir zaman. Onun sadece beni bir şekilde sarmasını istiyordum ve ondan ayrı olmaya dayanamıyordum. O kadar heyecanlıydım ki ögrendigim yeni bilgilerden. Dedi ki ne kadar harika degilmi, burada her şey çok güzel ve her şey birbirine uyuyor. Ama burada duramazsın şimdi senin zamanın değil henüz geri gitmen gerek. Sonra dediki şuna bak ve ben tüm hayatımı doğumumdan şu anıma kadar gördüm. Onun benimle olduğunu biliyordum ama etrafımdaki her şeyin farkındalığı yok oldu. Bu uygulamada ben gerçekten kendimi gözlemledim kendimin ve başkalarının düşünce ve duygularımı fark ettim. İsa sonuçlara kendim gelim diye bıraktı. Fark ettimki ben ondan daha fazla kendimi sert yargılıyordum.

Sonra İsa bana dedi ki Senin sevgi ve bagışlama hakkında daha fazla şey öğrenip öğretmen lazım. Insanların bunu hak edip etmemeleri önemli değil. Sen affedilmesi gerektigine inandığın ve inanmadığın kişileri seçmelisin. Geçmişte benden özür dileyenleri affetmemeye olan meyilimi kastediyordu. Ben gitmeden dedi ki zor olacak ama öğrendigini unutma. Sonra hiç birşey vardı ne kadar sürdü bilmiyorum. Birden kendimi ağır ve acı dolu hissettim. Hastanede bir uyandım ki kafatasımda çatlak ve boynumda, sırtımda, bacagımda yaralanma var.

İlginçtir ki nerdeyse tüm ÖÖD geçirenler zamanın olmadığını, ne kadar zamanın geçtiğini bilemediklerini, şimdi, geçmiş ve gelecek diye bir şeyin olmadığını, zamanın sadece dünyada var olduğunu anlatıyor.

Hatta ÖÖD deneyimi geçiren biri şöyle söylüyor, "zaman kısaltılabiliyordu, asırlar saniyelere dönüşüyor, milenyumlar dakikalara. İçinde olduğum tüm uygarlık gözümü açıp kapayıncaya kadar önümden geçti."

Jeanie Dicus 1974'deki ÖÖD’ sini anlatırken; "bana dediler ki, 'biz buraya gelebilmek ve ruhumuzu geliştirmek için doğmadan önce zaman ve uzayın gerçek olduğunu var sayacağız' diye bir yemin veriyoruz. Yoksa doğamıyorsun" diyor.

Beverly Brodsky 1970 yılında geçirdiği ÖÖD'den sonra, "zaman ve uzay bizi fiziksel alemde tutan birer ilüzyon; orada hepsi eşzamanlı olarak var.

Grace Bubulka ise 1988 yılında geçirmiş ÖÖD'yi: “Bu deneyimi yaşarken zamanın bir anlamı yoktu. Zaman geçersiz bir kavramdı. Sonsuzluk gibi hissediliyordu. Sanki ben sonsuz olarak oradaydım."

Gümüş kordon

Ölüme yakın deneyim geçirmiş olan bir çok insan, bir gümüş kordonla bedenlerine bağlı olduklarından bahsediyorlar. Gümüş kordon pürüzsüz ve uzun, çok parlak ve ışıktan yapılmış lastik bir kabloya benzetiliyor. Aşağı yukarı 2.5 santim eninde, fiziksel bedenin olası birkaç yerinden birine bağlı olan bir kordon. Ölüm işlemi sırasında ruh bedeni bıraktığında ve uzaklaştığında bu gümüş kordon gidebildiği son limitine gittikçe incelir ve kopar. Bu olduğunda, ruhsal beden fiziksel bedenden ayrılır ve o andan itibaren ruhun bedene geri dönmesi imkansızdır. Bu yüzden geri dönüşü olmayan bir ölümü, 'o kordon koptuğu andan itibaren' diye tanımlıyabiliriz. Hatta bundan 'geri dönüşün olmadığı nokta' diye de bahsedebiliriz. Bu nokta belli bir sınırı gösteren yer olabilir, mesela bir nehir, duvar veya çit gibi. Bir kez bu sınır geçilirse, ölüme yakın deneyim, geri dönüşümü olmayan bir ölüm deneyimi olur. Birçok kişi bu gümüş kordonun, sınıra geldiklerinde onları geri çektiğinden bahsediyor. Gümüş kordon kişiye belirli birkaç yerden bağlı olabiliyor ve bu herkese göre değişiyor. Buna göre, kafanın tepesinden, göğüsten, göbekten, alından, kafanın arkasından gibi değişik deneyimler yaşanmış. Yine kişilere göre, ölüm ötesi deneyimlerinden sonra bedenlerine geri girdikleri bölgeler değişebiliyor.

Bu bölgelere çakraların bulundugu yerler diyebiliriz. Genelde o kişinin ruhunun ölümden sonra gideceği belirli bir boyutla bağlantılı olabiliyor bu bedene geri dönüşün veya gümüş kordonun bağlı olduğu yerler. Her bir çakranın olduğu bağlantı yerinin o ruhun gelişimi ile ilgisi olabiliyor. Ölüm sonrası gidilecek boyutla kişi arasında zihinsel ve ruhsal bir bağlantı oluyor.

İki yaşında bir hasta kriz geçirip kalbi durduğunda ve sonra kendine geldiğinde, bir resim çiziyor. Bu resimde çocuk, bedeninin dışından aşağıya kendine bakıyor. Ailesi bu resmi görünce Dr. Sam Parnia’yı arıyor. Parnia resimde, çocuğun kendisine sanki bir balon yapışmış gibi çizdiğini fark ediyor. Bunun ne olduğunu sordunca da çocuk, " öldüğünde parlak bir ışık görüyorsun ve sen bir kordona baglısın” diye yanıt veriyor. Bu cevabın doktoru nasıl da hayrete düşürdüğünü yine kendisinin söylediği şu söz vurguluyor: “Ufaklık daha 3 yaşında bile değildi!" Gümüş kordon bizi birçok yönden koruyor. Özellikle şiddet içeren bir ölümde, mesela ağır bir araba kazasında gümüş kordon çarpmadan önce koparılıyor ki, o kişi acı hissetmesin…

Gri varlıklar ÖÖD deneyimi yaşamış olan bazı insanlar, gri varlıklardan bahsediyorlar. Bir adam bedeninden çıktıktan sonra ölmüş olduğunu anlamamış ve düşünce ile bildiği bir çok mekana gitmiş. Hatta müdavimi olduğu bara gitmeyi düşününce kendisini orada bulmuş ve buna anlam verememiş. Bu sırada yanındaki adamla konuşmaya çalışıyormuş ama cevap alamıyormuş. Sonra bakmış az ötede bir adam var ve kendisi ile konuşuyor. Konuşacak birisini bulduğu için sevinmiş. Az ilerde ise başka bir adam ve onun da yanında gri renkli yani renksiz biri duruyormuş. Bu gri kişi, dikkatle yanında duran adamın içki içmesini seyrediyormuş. Adam, kendisiyle konuşana, bu gri kişinin kim olduğunu ve neden böyle renksiz göründüğünü, hatta niye dikkatle yanındakini seyrettiğini sormuş. “O içki bağımlısı, alkolik” cevabını almış. O sırada içki içen adam alkolü fazla kaçırdığı için kendinden geçmiş ve gri renkli adam onun başının tepesinden içine girmiş. "Gördüğümü

Sen de gördün mü, ne oldu, bu neydi böyle?" diye sormuş. Diğeri cevap vermiş: "Alkol deneyimi yaşamak için onun içine girdi ve bu bağımlılığından dolayı dünya yüzeyini bırakamıyor" cevabını almış. Bunun ardından yanında duran kişi ona yardım etmeye geldiğini bedenine geri dönmesi gerektiğini anlatmış. Bu konuşmanın ardından da ÖÖD yaşayan adam kendini hastanede bedeninin başında bulmuş ve ancak o zaman biraz önce ölüm deneyimi yaşadığını fark etmiş.

Bir başka kadın, ışık tünelinin içinden yukarı çekilirken, tünelin etrafında gri varlıklar görmüş. Aşağı dünyaya baktığında ise bir kadının, 2 çocuk ve yaşlı bir kadına bir şeyler anlatmaya çalıştığını ama bir türlü kendini duyuramadığını fark etmiş. Kendisine eşlik eden meleğe bu kadının ne yaptığını, ne anlatmaya çalıştığını sormuş. Refakatçi melek, "onlar kadının ailesi, benim gibi olmayın, sevgi önemli, başka bir şey değil diye anlatmaya çalışıyor" demiş. "Peki gri renkteki o varlıklar nedir?" diye sormuş. "Gri varlıklar kendi olumsuzlukları… Hırs ve madde (mal, para, alkol, uyuşturucu, seks, vs.) bağımlılıkları yüzünden dünya yüzeyini bırakamayan ruhlar ama onlara da melekler farkındalıklarının artması, bilinçlerinin gelişmesi için yardımcı oluyor. Bir müddet sonra onlar da ışığa gidebiliyorlar" cevabını almış.

ÖÖD yaşayanlar reenkarnasyonla ilgili ne diyor?

İnsanların yaşarken yaptıkları hatalardan çok şeyler öğrenip, bu şekilde doğruyu bulup ruhlarını geliştirdiklerine olan inanca reenkarnasyon deniliyor.

Defalarca dünyaya gelip tekâmüle ermeye çalışıldığına dair inanç bazı eski öğreti bilgilerinde de var.

ÖÖD yaşayanlar arasından sayısız reenkarnasyonla ilgili bilgi ile dönen insan mevcut. Daha önce kaç kez dünyaya geldiğini ve yaşadığı yaşamların kendisine gösterildiğini söyleyen yetişkin insanlar olduğu gibi…

Bir çok ÖÖD yaşamış kişi öldükten hemen sonra tekrar bedenlenilmedigini tasdik ediyor. Nedeni, ruhlar aleminde zaman diye bir şey yok.

ÖÖD yaşamış olan kişiler de, tekrar doğmayı bekleyenlerin varlığından bahsediyorlar. Mesela 5 yaşındaki bir küçük çocuk diyor ki, ben orada anneanneler ve büyükbabalar gördüm tekrar doğmayı bekleyen…

Ofis Fotoğrafları

Sosyal Medya